Ülkemizde güven kaybı yaşayan medyanın yerelde de “fısıltı gazeteciliği”ne kendini indirgemesin örneklerini yaşıyoruz son zamanlarda.

Yaşadığımız şey gerçeği kendi içimize, hurafeleri dışımıza yaymak üzerinden yapılan gazetecilik.

Sonuçta ise maalesef gazetecilik adına gerçekten uzaklaşmanın acı sonuçlarını görüyoruz.

Halkın haber alma hakkını umursamadan haber değil, “haberimsi” metinler yayımlayarak gazetecilik yaptığını iddia etmek, gazetecilik değil bize göre.

Bugün bazı gazetecilerin yaşadıklarını söyledikleri sorun bizzat güven sorunu. Oysa gazeteciliğin en büyük sermayesi güvendir. Güvenirliğiniz bitmişse yaptığınız şey de gazetecilik olmuyor maalesef.

Yazdığınız yazıya, yaptığınız habere “yanlışsa bile boşver” gözüyle bakarsanız yaptığınız şey tam da bu çağın popüler kavramı “hakikat sonrası”na denk düşen bir şey olur.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Ghebreyesus; pandeminin başlarında: “Biz sadece pandemi ile değil infademi ile de mücadele ediyoruz.” demesini biz de kendi açımızdan yaşıyoruz bugün.

Durumumuz onunla neredeyse aynı.

Ama biz bir iddianın peşinde yola çıkıyoruz.

Biz gazetecilik yaparken “yalan hastalığı” ile de mücadele edeceğiz.

Çünkü yalan haberin gerçekten 6 kat fazla yayıldığı bir ortamda gerçeğin sağlıklı bir şekilde halka ulaştırılması hakikaten zor bir durum.

Ciddi mücadele gerektiren bir şey.

Salgın nasıl ki bilim karşısında yenilecekse, yalan da gerçek gazetecilik karşısında yenilecek.

Bundan şüphemiz yok.

Gerçek yalanın perdesinin ardından çıkacak. Yalanı değil, gerçeği görünür kılacağız vegazete’de

Bunda da en büyük destekçimiz gerçek  olacak.

vegazete boş bir umut değil.

Hakikat için hakiki bir eylem gerekir.

Habere ulaşma ve yayma bu gerçeklik eylemini yerine getirmek önemlidir. Böylece ulaşılan her haber her bilgi yükselecek ve pratiğe dökülecektir.

Ve hayatlarımız buradan yeniden özgürleşebilir, hakikate birlikte varılabiliriz.