Topyekün bir eylem şart

 Topyekün bir eylem şart

Manisa Kadın Platformu’nun düzenlendiği panelde konuşan Avukat Özge Arslan, kadınların şiddet ve ölümden korunması için toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik topyekün bir eylemin faaliyete geçirilmesi gerektiğini ve İstanbul Sözleşmesi’nin öneminin bu noktada ortaya çıktığını söyledi.

Tunay Aktaş

Şiddetin toplumsal bir sorun haline geldiğini ve her alanda kendini gösterdiğini belirten Özge Arslan, “Şiddet hem evde hem okulda yetişirken oluşan bir kültür. Şu anki kişilere belki bir nebze anlatabiliriz, farkındalık yaratabiliriz. Ama asıl çocukları cinsiyet temelli ayırmadan yetiştirdiğimizde, sonra okullarda bilgilendirme yapıldığında sorunu ortadan kaldırabiliriz. Bu bir süreç, nesil süreci. Sadece erkek de değil. Şiddet uygulayan kadınlar yok mu. Bakımı altında olan annesini döven, eziyet eden. Şiddet sadece evin içinde de değil. Bugün bulunduğumuz her alanda. Toplumsal bir sorun. Bunun araştırmaları yapılabilir. Ekonomik sıkıntılar mı sebep oluyor. Toplumun psikolojisi mi değişiyor. Bunları bir bütün halinde incelememiz lazım. Yoksa bugün kasten öldürmenin cezası ağırlaştırılmış müebbet. Hiç mi suç işlenmiyor. Yani bir suçun cezasının olması önleyici bir tedbir değil. Şiddeti önlemeye yönelik toplumsal girişimi sağlamamız gerekiyor.

Evet kanuni düzenlemeler var ama bu kanunlar uygulamada hayata geçirilemeyebiliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin önemi burada ortaya çıkıyor. Sözleşme sadece kanun yap ve uygula demiyor. Buna ilişkin tüm kamu kurum ve kuruluşlarını entegre et diyor. Eğitimden sağlığa, basına, kullanılan dile topyekün toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı bir eylemi faaliyete geçirmen lazım diyor. Kanun varya İstanbul Sözleşmesi’ne ne gerek var demek yetersiz kalıyor.

KADININ BEYANI YAŞAM HAKKINI KORUYOR

Toplumda dillendirilen kadın beyanının esas alınmasının mağduriyet yarattığı ifadelerine değinen Arslan,  “Bu konuda da mağduriyet yaşadığını belirten vatandaşlar var. Ama kanunun koruduğu yaşam hakkı. Evet tabi ki kişilerin de hakları var. Barınma hakkı ve masumiyet karinesi elbette önemli. Ama bunlar koruyucu tedbirler. Ve her zaman bu tedbirlerin kaldırılması mümkün.Uygulama aslında düşünüldüğü kadar katı değil” dedi.

SİSTEM ŞİDDETTEN KURTULMAK İÇİN ÇOK YETERSİZ

Mevcut sistemin durumu hakkında konuşan Özge Arslan, “Barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi, geçici koruma altına alınması ve koruma altına alınan kadının yaşı küçük çocuğu varsa kreş imkanı sağlanması. Bunlar valiliklerin ve kaymakamlıkların sorumluluğunda olan tedbir kararları. Burada belediyelere de değinmek gerekiyor. Manisa’da şu an kapasitesi 50’den daha az sadece 1 sığınma evi var. Belediyelerin bu konuda kanuni sorumlulukları var. Her 100 bin nufusa 1 kadın sığınma evi yapmaları gerekiyor. Sığınma evinin koşullarının iyi olması, kadının o ortamda barınabilmesi için çok önemli. 35 kişilik dediğimiz yere kadın evden ayrıldığında, kaçmak istediğinde çocuğunla birlikte gelmek durumunda. Birçok kişi çocuğunu bırakamadığı için şiddet gördüğü ortamdan ayrılma kararını alamıyor. Bu çok önemli. Bunlar sağlandığı takdirde kendi ayakları üzerinde durabilecek özgüveni göstererek daha rahat karar alabilecektir.

 

Hakim; şiddet mağduruna karşı hakaret, şiddet tehdidi ve aşağılama içeren davranışlarda bulunulmamasına, Eve, iş yerine ve okula kesinlikle yaklaşmamasına,  silahı varsa kolluk kuvvetlerine teslim etmesine,  iletişim araçlarından rahatsız etmemesine karar verebilir. Verilen bu tedbir kararları en fazla 6 aylık süreyle verilebiliyor. Genelde mahkemeler 1 aylık ve 3 aylık sürelerle veriyor. Şiddete uğrama tehlikesi eğer devam ediyorsa tedbir kararları uzatılıyor. Aykırılık halinde ise 3 aydan 6 aya zorlama hapis kararı verilebiliyor.

Pratikte şöyle bir aksaklık var. Mahkemenin verdiği uzaklaştırma kararı hızlı bir şekilde tebliğ edilemesi gerekirken maalesef yerine getirilemiyor. Benim şu an en az 6 dosyam var önümde bekleyen. Tedbir kararı almışız, uzaklaştırma kararı almışız, ihlal edilmiş, şikayetçi olmuşuz ama bakıyoruz ki tedbir kararı şiddet uygulayana tebliğ edilemediği için hapis cezasına hükmedilmiyor. Alınan tedbir kararları bir kağıt parçasından öteye geçmemiş oluyor.

6284 sayılı kanun getirdiği bir düzenlemeyle aile içi şiddet büroları, kolluklar oluşturuldu. Bu alanda uzman, eğitim almış, şiddet mağduruna nasıl davranması gerektiğini bilen memurlardan oluşan kişiler müdahale ediyor bu tür olaylara. Ama sayıları o kadar az ki. Talep çok olduğu için iş yükleri çok fazla. Belki ihmal edenler var aralarında ama ben sayılarının az olduğunu düşünerek ihmalkarlığın olduğuna inanmak istiyorum. Evet kanuni düzenlemeler var ama bu kanunlar uygulamada hayata geçirilemeyebiliyor.

 

Benzer Haberler

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir